BÜYÜK AVŞAR DA DÜĞÜN
Düğünlerimiz,köy yerinde gençler birbirlerini genelde bu düğünlerde görürler,anneler oğlu için kız beğenecekse bu düğünlerde beğenir, dahası beğendiği kızın ağzının kokup kokmadığını bu düğünlerde tespit eder.Nasıl mı? Beğendiği kızı öper öperken de ağzını koklar. Onun nasıl oynadığını takip eder.Hele düğünden geldikten sonra “bir oyun oynadı belinin kemiği yoktu”diye O’nu över. (zamanımızda ki oynayanları görseler ne derlerdi ki acaba)Yine de son sözü oğlu söyleyecektir. Düğün telaşı aylar öncesinden başlar ve bütün hazırlıklar bir bir yerine getirilir.Düğüne birkaç gün kala da düğün ekmeği yapılır. Bu ekmek yapım işi iki gün sürebilir.Düğün için köyün içine bir hafta önceden davetiye dağıtılır (şimdi kart oldu,önceden şeker dağıtılır dı, ne güzeldi çünkü en azından şekeri yerdik. Şimdi kartı ne yapalım.) Büyükafşar Kasabası’nın düğünü birinci günü hazırlık olmak üzere dört gün sürer. Düğün genellikle hafta sonlarına denk getirilir. esas düğün telaşı Perşembe günü başlar.Perşembe günü hazırlıklar tekrar gözden geçirilerek
düğün hazırlıklarının tamamlandığı gündür.Aynı gün akrabalar akşam düğün evinde toplanmak için tek,tek davet edilir.Davet edilen akrabalar akşam toplandığında kadınlar sarma sararlar erkekler ise düğün sağdıcını,çaycısını,misafirlere kimlerin hizmet edeceği ve buna benzer gereksinimleri tespit eder.
Düğünün ikinci günü;bu gün Bayrak kaldırma günüdür.Cuma Namazından sonra düğün evine gelinilir, kasabanın hemen hepsi davet edilmiştir. Oğlan evi tarafından Bayrak hazırlanır(uzun bir sırık temin edilerek bunun en üst tepesine iki ufak tahta çapraz olarak birbirinin ortalarından tutturularak dört ucundan iki ucuna karşılıklı iki elma,diğer iki ucuna iki soğan takılarak bayrak hazır hale getirilir)Davet edilen Kasabalılar,düğün sahibi tarafından hazırlanan Bayrak Ekmeği adı altında ikramları yedikten sonra imam yemek duası eder.Bu arada bir delikanlı(belki damat adayı)hazırlanan bayrağı sırığıyla birlikte tutmaktadır.Yemek duası tamamlandıktan sonra imam bu kez de bayrağın yanına gelerek Bayrak duası eder.Dua tamamlandıktan sonra ustalar(davulcu-zurnacı)artık görevlerini icra etmeye başlar.Böylelikle düğün başlamış olur.Akabinde de aynı gün belirli bir zamandan sonra kız evine hayırlı olsuna gidilir.
Eskiden düğünlerimiz de davul ve zurnadan başka hiçbir şey çalğıcı olarak yer almazdı.Bu davul ve zurna eşliğinde gençlerimiz en fazla yedi-sekiz kişi ile ,ağırlama,yanama,bobbili,hoşbilezik gibi halaylar çekerlerdi.Halayın başının ayağı alana kadar zurnacı çalardı.Eğer halay başının ayağı almaz sa zurnacının işi var demekti.Artık çalsın dursun,çünkü halaya dizilenler yerinden kımıldamaz dı.Halayın ilerleyen saatlerinde halaya duranlara ayakta birer bardak rakı ve meze ikram edilirdi.
Düğünün üçüncü günü:düğünün en hareketli günüdür.Bu günde düğüne misafirler daha çok gelirler.Gelen misafirlere ikramda bulunulur.Bu ikram genelde düğün için hazırlanan yemeklerdir.Bunlar; yahni,yaprak yada lahana dolması,kuru fasulye,pirinç pilavı,çorba(arpa şehriyesi yada yoğurt çorbası)salata,mevsiminde ise meyve çeşitleridir.Düğünlerimizin ana yemeği yahnidir.Yani et yemeği,düğünün sonuna kadar yemekler hiç bitmez,hele hele yahni hiç bitmez.Çünkü düğüne gelen her misafir(ohuntucu) yemek yedirmeden bırakılmaz.Düğün evi tarafından tanınsın tanınmasın fark etmez.Sıradan bir yabancı dahi gelir düğün evinde karnını doyurur ve çeker gider.Kimse de demez ki bu kimin nesiydi.Anlatmaya devam ettiğimiz günün öğleden sonrası “sini yürütülür” bu sini yürütme; oğlan evi üç tane geniş tepsinin içine ayrı,ayrı gelin kızın ihtiyaçları olarak birine ayakkabısını,birine giyeceğini en öndeki tepsinin içine ise gelin olurken başına süs olarak takacağı renkli teleklerden oluşan “gelin başı” konulur.Bunlar hazırlandıktan sonra Seğmen olacak kasabanın delikanlılarına davet için gidilir(genelde kahvede olurlar ve davetsiz gelmezler, öylede gururludurlar)ve delikanlılar gelir.Halaylar çekilir.Oyunlar oynanır.Bu işler pek uzun sürmez.Çünkü Sini yürüyecek.Seğmenler kol kola girer,bu işin kuralı yada adabını bilen bir delikanlı erkek evinden aldığı bayrağı taşır.O bayrak oradaki seğmenlerin her şeyidir,aldıkları gibi iş bitiminde tekrar aldığı yere tesliminden sorumludurlar.(Çünkü bayrağı taşıyan delikanlı düğün sonunda maddi olarak ödüllendirilir.) Seğmenin en gerisinde bir kişi de elinde “zırzop”la birikte bir şişede rakı(boğma) yada şarap taşır.Bu zırzop yinecek şeylerden oluşur.Ve genelde de kuzu-oğlak veya tavuk olur Şimdi seğmenimiz,bayrağımız,kız evine gidecek kızın ihtiyaçları ile kız evine varılıp kız evi tarafından yol kesildiğinde onlara verilecek zırzop ta hazır,eee o zaman hadi gelin sinimizi yürütelim.Seğmenler önde kol kola,onların arkasında birbirinin giyeceklerinden tutmuş üçtane çocuklar sinileri taşırlar.Hemen onların gerisinde zırzopu taşıyan kişi ve ustalar (davulcu ve Zurnacı)yer alır.Tabi bu ara sağdıç ta vardır.Bu düzende önce kasabanın içi maniler söylenerek gezilir.Bu manileri seğmenlerden söyleyen olduğu gibi kenarda gidenlerde söyleyebilir;
Hey bir kişi bir kişi,Ne biri bilirsin ne de beşi,Elinde ki bayrağın,Kaçtır Dikişi
Diyelim Allah Allah,verelim Muhammed aşkına selafat,sellelloooo,selafat
Cevap geçikmeden gelir(seymenlerin herhangi birisinden)
Hey bir kişi bir kişi,Bilirim bir ve beşi,Elimde ki bayrağın,Bin birdir dikişi
Diyelim Allah Allah,verelim Muhammed aşkına selafat,sellelloooo,selafat
Yumurtanın yarısı,Yere düştü yarısı,Büyüğünü aldık,Küçüğüne darısı
Diyelim Allah Allah,verelim Muhammed aşkına selafat,sellelloooo,selafat
ve bu atışmalar kız evine varana dek sürer.
Kız evine varıldığında her şeye hazırlıklı olunması gereklidir.Çünkü,bayraktara bayrakla ilgili soru sorulup da,bayraktar tarafından bilinmediğinde bayrağı kaptırma tehlikesi vardır.Onun için dikkatli olunması gerekmektedir. Kız evi ise gelen düğün alayına elinden gelen ikramı gösterir.Onları en iyi şekilde ağırlarlar.Halaylar çekilir.Oyunlar oynanır.Seğmenle birlikte düğün alayı tekrar geri oğlan evine gelir.
Aynı günün akşamı kız evine kına yakmaya gidilir.Gelin olacak kız bir sandalyenin üzerine oturur,başına yüzünü tam kapatacak şekilde bir renkli yemeni örtülür (bu genelde kırmızı renkte olur)tabi etrafında kadınlardan oluşan bir topluluk vardır.Bir tas da karılmış kına vardır.Gelin olacak kızın iki yanına kına türküsünü söyleyecek birer kadın geçer(Kerzik ciciminen onun kardeşi rahmetlik göçmenin Nazife cicim).Bu kadınlardan biri kızın bir kolundan,diğer kadında bir kolundan tutarak hafif, hafif iki yana sallamaya başlarlar ve bir taraftan da Büyükavşar Kasabası’na özgü kına türküsünü, orada bulunan ve bu kına türküsünü bilenlerin de katılımlarıyla söylerler,buradaki genel amaç gelin olacak kızı ağlatmaktır.Bu zamana kadar da o sandalyeden ağlamadan kalkan olmamıştır herhalde:
Kız ağlama sil gözünün yaşını
Emmin dayın bitirsinler işini
Kaldır kollarını da giy kumaşını
Muhammet’in düğünü var cennette Hak’ın evinde
Fadime ana saç ucunu bağlıyor.
Meryem ana döne, döne ağlıyor.
Muhammed kızını gelin eyliyor.
Muhammet’in düğünü var cennette,hak’ın evinde
Kara yer altından üç ırmak akar
Biri şeker,biri şerbet,bal akar
Muhammet köşkünde seyrana çıkar
Muhammet’in düğünü var cennette,hak’ın evinde
(bu kadar kısa değil ama. ben devamını bilmiyorum,bilen var ise lütfen web sitemize yazın)
Yukarıdaki kına türküsü normal okunurken insana pek dokunmuyor.Hele siz onu o kalabalıkta ve sümükleriyle birlikte gözyaşlarını silen kadınların yanında dinleyin de bakıyım erkekler ağlamaz mı? Ağlatma ve ağlama bölümü tamamlandıktan sonra daha önceden hazırlanan kına kızın ellerine ve ayak parmaklarına yakılır(kınayı yakacak kişi oğlan evinin yakınından bahşiş almak için “kınaya el batmıyor” gibi sözler eder ve gerekli bahşişini alır)ellerine yakılan kınanın içine ufak altın konur ve özel işlenmiş mendillerle sarılır.Böylece kız evindeki kına merasimi sona erer.
Kına merasimi damat adayına da aynı günün akşamı kendi evlerinde yapılır.Düğüne gelen misafirler ve köyün delikanlıları düğün evin avlusunda toplanır.Damat adayı bir sandalyaya oturur.Bu işi becerebilen bir kişi genelde bir konuşma yapar.Konuşması özetle “kızımız ile evlenen oğlumuz …’nin kına gecesine hoş geldiniz” diyerek daha önceden hazırlanmış kınayı yakmak için elini kınaya batırdığında,(ustalarla birlikte)iş de o;Kınayı getir ana,Parmağım batır ana,Çok uzak yoldan geldim.Göğsünde yatır ana,diye devam eder gider.Kına yakılır.Oyunlar oynanır,halaylar çekilir.Düğün işi ohuntucular için artık bitmiş,gençler için gece yeni başlamıştır.Çünkü Perşembe akşamı düğünün en hareketli saatleridir.Belirli bir grup,daha doğrusu sabah gelin almaya gidecek samen sabaha kadar ağırlanır.Ağırlanma işi düğün sahibi için gereğinden fazla masraflıdır.Çünkü;en az on kişilik grup (gençlerin bazıları atlatılır çünkü kalabalık olur oda düğün sahibine yaramaz) düğün sahibinin belirlediği bir odaya geçerler,hemen ortalığa masa gelir.Önce oradakilerin karınlarını doyuracak yiyecekler(yufka ekmeği,yaprak dolması,pirinç pilavı,kuru fasulye,çorba,kabak tatlısı,yoğurt çorbası,üzüm hoşafı,hepsinin şahı Yahni) masaya getirilir.Oradakiler bir güzelce karınlarını doyururlar.Masadan geri çekilmezler.Masanın üzerindeki boş tabak ve kaşıklar alınır.Bunların yerine;kuru çerez,turşu,elma,portakal(soyulmuş ve dilimlenmiş),köz üzerinde kızarmış iyağ-et,varsa yeşillik ve rakı(boğma) getirilir.Masada oturanların tamamı içmek zorundadır.(eskiden öyleydi,içmeyen masada oturamazdı)Masada bir saki seçilir.Sakinin görevi;içki bardakları boşaldığında rakıyı eşit şekilde tazelemektir.Çay bardağının yarısına kadar rakı doldurulup üzerine soğuk su dökülür.Rakı ve su ayrı,ayrı kaplardayken ikisine aynı duruluktadır.Bir bardakta birleştiğinde aslan sütü kesilir.Hele birde bu rakı boğmaysa artık aslan kükrermi,yoksa bağırırmı bilemem.Kadehler yavaş yavaş tüketilip sohbetler edilir.Önceden sazımız,org’umuz yoktu,ancak Ali ile Satılmış Ustamız varıdı.Ali davulcu,Satılmış’da zurnacı,ikisinin de sesi güzeldi ama,hele ikisi birlikte söylediğinde dinlemeye doyum olmazdı.Bizim köyün düğünlerini genelde bu iki kardeş usta çalardı.Bizim köylüler usta tutmak için gittiklerinde önce onlara varırlarmış.Eğer bizim köyden birden fazla istek olduğunda bu iki kardeşin seçimi ise, kefanının kim olduğu olurmuş,eğer kefanısı Meryem cicim ise o tarafa hemen geliyoruz derlermiş,çünkü Meryem cicim gerçekten işini severek yapan,gençliğin gahrını çeken,pişirdiği yenilen hatırı sayılır kefanıydı.Ancak,Meryem cicim Ali-Satılmış ustalara sulu yemek vermezmiş,bir düşünün ustaların haşlanmış et yada, suyu yağlı yahni yediğini,artık zurna-davulu nerde çalarlar tahmin edersiniz.Onlara hep ızgarada et yaparmış,genelde yağsız et,suyu az yemekler ikram edermiş,hah onlarda hep Meryem Cicimin olduğu düğünü tercih ederlermiş.İşde böyle bir kêfanının hazırladığı mezelerle,Ali-Satılmış ustanın söylediği”Hata Benim Günah Benim Suç Benim” türküsüyle sabah öyle çabuk olurdu ki,çoğu içki masasında olduğunu unuturdu.Ha şunu demeden geçemeyeceğim,o içki daha doğrusu eğlence masasında saygı ve sevgi yerini hiçbir şeye bırakmazdı.Çünkü oradaki canlar ona izin vermezlerdi.
1975 yıllardaki düğünler de özel olarak gençlerin odası olurdu.Gençler akşamları bu oda da toplanır,eğlenirlerdi.Eğlenceleri ise kendilerinin oynadığı (ortaoyun)oyunlardı.Oyunlardaki kahraman hep oynanacak oyunun kuralı yada sonunu bilmeyenlerden seçilirdi.Bu oyunlardan “Körük” oyunu:Gençlerden,bu oyunu bilen bir tanesi “haydın arkadaşlar bir oyun çevirelim”der.İki taraftan da onayı alarak yukarda dedim ya oyunun kahramanı bu oyunu bilmeyen gönüllülerden seçilir.Seçilen kişi “Körük”olacaktır.Seçilen bu kişi ortalığa oturur.Elleri arkadan sıkı sıkı bağlanır,bir tanede kap kalaylayan yani körükçü olur,körükçü ortada elleri arkadan bağlanmış kişiyi nasıl körük körüklenir,o da aynısı gibi hareketlerini yapmaya başlar birkaç dakika geçerki bir haber gelir.”yav emmi seni evden çağırıyorlar acele gelmen lazımmış”derler.Körükçüde “tamam hemen geleyim ancak şu körüğün ağzını sıvamam lazım” der.İşde oyunun can damarı buradadır.Çünkü daha önceden hazırlanmış çamur körükçünün yanındadır.İşde o çamuru körüğün ağzını sıvamak için kullanacaktır.Ve körüğün ağzını(ortada oturan körük arkadaş çırpınsa da bağırsa da) sıvar.Bu oynanan oyunlardan sadece biridir.Benim bildiğim birde değirmen oyunu var ki kimse değirmenci yada yük getiren eşek olmaz,çünkü bazen değirmenin taşı dönmez.Artık tamir mi eder ne eder, eder değirmeni döndürür.Düğünlerimizde bir de çaycımız vardır.Çaycımız genelde gönüllülerden olur.Karı da kendisine masrafı da.Düğün sahibine yük olmamaya gayret eder.
Yukarıdaki, sabahacı içen sağmenler sabahleyin evlerine gitmezler.Kahvaltılarını düğün evinde yaparak gelin almaya hazırlanırlar.Sini yürütmedeki bayrak düzeni ve bayraktar aynıdır.Gelini getirmek için kız evine gidilir.(Önceden gelin at’la getirildiği için gelin getirecek at ile yengelerin bineceği atlar önceden köyün içinde koşturulurdu)Kız evinde çeyiz yazılarak tutanak haline getirilir.Geline erkek kardeşi “tas kuşağı “bağlar.Bu bekaretine kefilim demektir.Gelin baba evinden erkek kardeşinin kolunda çıkar.O anda zurnacı öyle dertli çalar ki demeyin gitsin,avluya indirilir.Avluda kız tarafı takısı takar ve gelin baba evinden çıkarak hem ağlar hem de gider.Gelin köyün içini bindiği araçla gezdirildikten sonra erkek evine geldiğinde damat dam başında(damatın dam başında ne işi var demeyin önceden damat gelin almaya gitmezdi,şimdi ise farklı) elinde içi su dolu testi ile hazırdır.Gelin tam evin avlusuna geldiğinde damat elindeki testiyi aşağı atar ve testi kırılır.Damat bir taraftan da içinde bozuk para da olan çerezi yine bulunduğu yerden aşağı atar.Gelin araba yada attan inerken kayın peder ve kaynanası oradakilerin ısrarıyla güreş tutarlar,bu güreşten hep kaynanalar galip çıkar. Gelin eve girerken bereketin sembolü olan kapıya yağ sürer.Gelin bir odaya alınır.Dışarıdaki misafirler yine yemeklenir devamında da düğünün bittiğini zurnacı zurna diliyle oradakilere duyurur.Böylelikle düğün bitmiş olur.Hayırlı uğurlu olsun.
Gelini getirdik.Damat’ı ehil olan erkeklerden biri alır gider.Eğer damat bilgi almak isterse gereken bilgi verilir.Bu arada akşamın hazırlıkları yapılır.Akşama doğru akrabalar,komşular sadıcın evine davet edilir.Sağdıcın evinde imam(yada bu işin duasını bilen kişi),damat ve diğer misafirler bir odaya toplanır.Belirli bir zaman geçtikten sonra, damat ve sadıc (yada sadıcın vekaleten tayin ettiği bir kişi)yere otururlar.Oradakiler onları güldürmeye çalışırlar.Eğer gülerlerse cezalı duruma düşerler bu da damat için hiç iyi olmaz(cezası ya gece yarılarını bulacak bir zaman zarfında yerine getirilecekse,varın öte yanını siz düşünün)çeşitli takılmalardan sonra oradakilere çerez dağıtılır.Çerezi dağıtan görevli en sonunda ortalığa dikilir ve “elim batman gözüm terazi, herkes hakkına oldu mu razı,elimde enaam var iken herkes hakkını talep etsin” der.Böylelikle çerez görevlisiyle oradakiler helalaşırlar.Fazla gecikilme den hoca önde damat onun arkasında(hocanın ceket yada kazağından tutarak) sağdıç’ın evinden çıkarlar.Sağdıç evinden damat’ın evine gelene kadar hoca yüksek sesle (şimdi ona heral ilahi diyorlar)kulağa hoş gelen melodili sözler söyler,bu arada da evlerden bakarlar(aha gidiyorlar diye gülüşürler) ve böylelikle damadın evine varırlar.Evin içine girildiğinde hoca geride kalır,içeride ise gelin,yanında iki tane görümceleri-yengeleri(biri sağında biri solunda,görevleri gelini damattan korumak)ayrıca,gelinle kapı arasında ince yogan ipi gerili olup,hemen yorgan ipinin gerisinde ise içi su ile dolu bir küçük tas vardır. Kurulu düzenle birlikte damat’ı beklemektedirler.Ve damat öfkeyle içeri girer elinde palaska(kemer) vardır. Önce gerili yorgan ipini koparır,hemen ilerisinde içinde su bulunan tasa bir tekme sallar(tabi tas bir yanlara savrulur-gelinin gözünü korkutmak o kadar kolay mı) artık elindeki palaskayı geline mi,yoksa yanında duran yengelerine mi vurur orasını damat bilir.Diğer bir oda ise önceden gece için hazırlanmıştır.(balayına gitmiyorlar mı diye sormayın, nerde balayı)Hoca o odaya girer ve gelin,damat ve iki tanede şahit gelsin der.İmam nikahı kıyacak.(daha önceden resmi nikah kıyılmıştır, tabi ki damat’ın zamanı olmuşsa,bazıları beş çocuktan sonra resmi nikah yaptırıyorlar da)
imam nikahı, bazı yörelerde,(bizim orada hiç görmedim ama) söz kesmeden ya da nişandan hemen sonra imam nikahı kıyarlar, nişanlılar yada sözlüler birbirlerini gördüklerinde helalım diyecek,eğer imam nikahı olmazsa haram olurmuş,tabi ki bu imam nikahı da bazen kötü sonuçlar doğurabiliyor.Çünkü, görücü usulüyle nişanlanan yada sözlenen gençler imam nikahının altına sığındıklarında daha bir birlerini iyice tanıyamadan serbest hareket etmektedirler.Bu da nişanlılık döneminde birbirlerine ısınamayan gençlerin bu beraberliği mecburiyetten sürdürmelerine ayrıca da imam nikahının vermiş olduğu maneviyat,onları “hele şu düğünü yapalım belki birbirimize alışırız” düşüncesine yönlendirmektedir.Bunun sonu da belli, ayrılık.İş de bu imam nikahı bizim oralarda o gece yapılır.Ve hoca duasını okuduktan sonra odadan çıkar.Damat abdestini önceden almıştır.Namazını kılar.Görümceliğini takarrrrrr.ee sabah oldu iş de.
Sabah, konu komşu duvak açmaya davet edilir.çerez,şerbet,lokum büskivi ikram edilerek şakalar yapılır.
Ne derler.Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.
Ne vardı sanki evlenecek,ama yine de Kolay gelsin.
Büyükavşar’ın düğünlerinde;
Baş ,mide,diş ve romatizmalı ağrılar için tıp dünyasının sunmuş olduğu seçeneklerden sonra gelen bğma tercih edilir.Diğer tercihlere de saygı gösterilir.
Malzemeler:Şırası alınmış üzüm posası,bu posanın mayalanması için bekletileceği bağ oluğu ya da temiz varil,iş de o ot hammadde,Büyük derince kazan(kalaylı olsun),saçayağı,kazanın içini kaplayacak genişlikte yayvan kap(tepsi biçiminde),ekmek(yufka) ettiğimiz büyük saçların(hani çörek ediyoh ya ) küçüğü,hamuru için yeteri kadar un,ateşi için odun ve su.
Şırası pekmez yapımında kullanılan üzüm posası, bağ oluğu yada temiz varillerde mayalanana kadar bekletilir.Belirli bir süre (iki yada üç hafta)bekletildikten sonra evin avlusuna ocak düzeni kurulur.Bu düzenin üzerine kazan yerleştirilir.Bu kazanın içine mayalanmış üzüm posasından el ölçüsü ile yeteri kadar konup,içine hammaddesi olan ot yine göz kararı ile katılır ve tabana(4-5 parmak kalınlığında) iyice yayılır.Bunun içine saçayağı yerleştirilir.Saçayağının üzerine kazanın içini tam çevreleyecek biçimde geniş tepsi (alüminyum yada kalaylı bakır)yerleştirilir,kazanın ağzına saç ağzı yukarı gelecek şekilde konup içine soğuk su ilave edilerek kazanla sacın birleştiği yer hamurla iyice kapatılarak hava alması önlenmiş olur.Kazanımızın altı yakılır.
Kazanın içindeki oluşumun olup olmadığı kazanın üzerindeki sacın içindeki suyun sıcaklığından tespit edilir.Eğer su ısınmış ise kazanın içindeki buharlaşma süresi sona ermiştir.O zaman kazan ateş den indirilir ve ağzındaki saç alınarak kazanın içindeki yayvan kabın içindeki oluşum temiz bir kaba alınır.Aynı kazan,içindeki oluşumun alınmasının devamında yine ateşin üzerine konup.saç,hamur ve su düzeni tekrarlanır.Bu su değişimine 1.su 2.su denilir.Bu su değişimi ne kadar az olursa meydana gelen oluşumun kalitesi de o kadar iyi olur.Suyu çok değişen kazanın ise üretimi de kalitesiz olur.
Yöremizin iklimi o kadar çeşitlilik gösterir ki, iklim şartlarına göre yetişmesi mümkün olmayan meyveler sebzeler yetişir.Bu özellikten dolayı Büyükavşar’da tahılgillerden tamamı yetiştirilir,ayrıca da geçim kaynağıdır.Sadece mısırı kişi kendi ihtiyacı doğrultusunda yetiştirir.
Bağ ve bahçelerimizde genelde,üzüm,badem,kayısı,elma.erik,armut,kiraz,vişne,tut (azda olsa)fındık-ceviz-incir-şeftali ağaçları,tarlalarımızda da kavun,karpuz,kabak yer almaktadır.
Üzüm;bağ dediğimizde hemen üzüm gelir aklımıza,Kasabamızda normal üzümün yanında parmaküzüm,patüzüm,garaüzüm,kirazüzüm gibi çeşitler vardır.Üzümcülük zahmet ister,daha doğrusu bizim bağlarımız kendisine bakılmasını ister.Eğer,ilkbaharda gözünü açmaz,budamaz,bellemez,belirli zaman sonra çapalamaz,kükürtlemezsen o da sana üzüm vermez.Birde kuru üzümümüz olur; bağın içinde(en ortasında) iki-üç metrekarelik boş yer olur,oraya bir ateş düzeni kurulur,ateşin üzerine içinde su bulunan geniş bir kazan konur,su kaynadıktan sonra içine üzüm bandırma ilacı konur(eğer bu ilaç yoksa yülerzik diye bir ot,su deposunun oralarda yetişir) bağdan kesilen üzüm salkım,salkım bu kaynayan suyun içine bandırılıp çıkarılır ve temiz bezin yada orada bulunan taşların üstüne bırakılır.Bu iş ihtiyaç doğrultusunda devam eder.Bandırma işlemi bittikten sonra güneşte kurumaya bırakılır.Kuruduğundan emin olduğumuzda da toplar,kışın da yeriz.
Badem ve kayısı ağacı olmayan bağ ve bahçelerimiz hemen,hemen yoktur.
Badem; bademin ne olduğunu bilmeyen insanların olduğunu biliyor musunuz? Şaşırmayın, inanın ki var.Onların,bademin badem ağacında önce çiçek olarak,daha sonra badem çağlası,biraz sonra firik(hani dışında yeşil kabuğu biraz olgunlaşır da taşınan kırıldığında içinin bademinin sarı kabuğunun soyulduğu zamanlar),üzüm zamanı da bademin badem ağacından inmeden kabuğu açıldığını,kimisi yere kabuksuz ,kimisinin de kabuklu düştüğünü,sonunda da uzunca bir sopa alınarak badem ağacına çıkılıp ve bademin indirildiğini,daha sonra da soyulmamış kabukları soyularak torbalara konulup,yenilecekler evin içine,satılacaklar da başka yere kaldırıldığını bilmemeleri biz Anadolu çocuğunun fındığa olan yabancılığımız kadar doğaldır heralde.
Kayısı;kayısıda badem gibi aşamalardan geçer ve olgunlaştığında da yenilir.Kışlık hazın olarak da çiri yapılır.Kayısı ağacından alınan kayısılar evin çatısına çıkarılır,içinin çekirdeği alınıp,iki elin başparmaklarıyla iyice açılır ve öyleci çatının üzerine konur.Daha sonrada güneşte kurur.Kuruduğundan emin olunan çir toplanır.Bu çir, kışın sıcak suyun içinde yumuşatılarak yada kaynatılarak içine şeker ve su ilave edilip güzelce yenilir.
Koca bir kış tabi ki badem ve kayısı ile bitmiyor.Bizim oralarda insanlar “yazdan kurumu dirimi hazırlayayım” der.Bu da yazın kurutursun ya da hazırlarsın, kışın yersin.Yazın,domates,yeşil fasulye,patlıcan,yeşil biber,madımak,dereotu,maydanos,kekik,fesleğen gibi bitkiler yazdan kurutulur.Turşu,pekmez,kuru üzüm,tarhana,bulgur,yarma gibi yiyecekler de yazdan yapılır.Diğer zaruri yiyecekler ise zaten olmazsa olmazlardır.
Bir de,kışın yenmek üzere, yazdan palamut (palıt) kuyularız.Palamut zamanı palamudu kozasıyla birlikte eve getiririz,kozasını kışın yakmak için muhafaza ederiz,palıtını ise içeride yada dulda bir yere çukur açarız,bu çukurun içine biraz kum biraz palıt atmak suretiyle palıtı kuyularız,kum palıtı serin tutar ve özelliğinin kaybolmamasını sağlar.Kışın da o palıtı oradan kısım kısım alır, ocakta bulunan közün içine baş taraflarını kestikten sonra (kestane gibi) kömerek pişirir ve yeriz.
Topaç mı? Olmaz mı. Hani şöyle,eti iri iri doğruyacan,içine iki iri baş soğanı soyup doğramadan ,acı kırmızı biberi,bir baş soyulmuş sarımsağı,kekik,fesleğeni taş sokuya koyacan,eline tokmağı alıp sokunun içindekiler birbirleriyle özleşinceye kadar dövecen,daha sonra bizim kendimizin yaptığı bulguru koyacan ve bu karışıma tuzlu suyu ilave edip eline tokmağı tekrar alacan vur Allah vur,ondan sonra olmuş mu? diye arada sırada oradaki bulunanlara elinde sıkıp,sıkıp verecen,kıvama geldiğinde sokudan çıkarıp geniş leğene alacan,elinde tekrar yoğurarak özleştirecen,daha sonra yumruk kadar alıp onu elinde şöyle bir top gibi yuvarlayacak ve iki eliyin ayasıyla el kalınlığında ve teker şeklinde yastılaştıracan, kenarlarını iyice düzeltip ocaktaki közün üstüne pişmesi için koyup ayranı çalkalayacan ve burcu burcu kokan o sıcak Topac’ı (biberli sevmiyorsan istersen yeme) yiyecen.Haydi yapınsanıza.Bulgur yerine düğür kullanıp,taş soku yoksa elinizde yapın,yanmaz tavada da pişirin,taş sokuda bulgurdan dövülmüş meşe közünde de pişmiş topacı tutmaz ama,yine de idare eder.
Bulgur;önce bulgurluk temin edilir(bulgurluk buğday özeldir) yıkanır ve kazanlarda kaynatılıp hedik haline getirilerek temiz çulların( el dokuması) üzerine serilerek kurutulduktan sonra toplanır.Buğdayın dış kabuğunun yani kepekli kısmının soyulması için büyük taş sokuda tokmaklarla dövülür.Dövülen bulgurluk tekrar çulların üzerine serilerek kurutulur.Kurutulduktan sonra esen rüzgarın yardımı ile savrularak kepeklerinden temizlenir.Bulgurluk çuvallara konulup içindeki yabancı ot yada istenmeyen cisimleri seçmek için eve götürülür.Seçme işi tamamlandıktan sonra seyyar halinde bulgur çekme makinelerine(traktörün motoruna bağlı) çektirilir.Bulgurluk çekilirken kadınlarda bir taraftan eleme işini yaparlar çünkü bu esnada bulguru ve düğürü ayırırlar.Önceden ise bu bulgur çekme işi evde imece usulüyle ve bulgur çekme taşlarıyla (aynı değirmen düzeneği gibi) yapılırdı.
Köy olurda, yufkası,kestirmesi,gözlemesi,gabalısı,cıbaçöreği,tava çöreği olmaz mı? olur tabi, öyle bir yufkası olur ki alevde hem kabarır hem de keklik gibi kızarır.Çünkü bazı köyler yufkayı evirirken tandırın alevine tutmadıklarından yufkanın içi bazen çiğ kalır.İşte bu yüzden köyümüzün yufkası güzel olur,çünkü biz yufkayı evirirken tandırın alevine tutarız ve o yufkanın kabardığını görürüz.Yufka etme işi bitende, kestirme yada gözleme yapılır.Kestirme (içi yağlı)genelde her yerde hamurla yağın karışımının saç üzerinde pişmesi sonucunda oluşur.Gözleme ise,içine konan malzemesi itibariyle yöresine göre değişir.Köyümüzde genelde gözleme içine konan malzemenin çokluğuna göre adlandırılır.Bunlardan bazıları ıspanaklı,domatesli,yumurtalı, yoğurtlu(süzme deri yoğurdu),kıymalı soğanlı gözlemedir.
Büyükavşar kasabası yetişmiş büyük bir orman sahasına sahiptir.Yılar önce orman sahasının büyük bölümüne Orman Bakanlığının çam dikme çalışmaları gerçekleştirilmiş,şimdi ise büyük bir çam ormanı görünümüne kavuşmuştur.İçerisinde çeşitli av hayvanlarını barındırmakta bu da yöremize canlılık getirmektedir.Ayrıca,Kasabamızın mesire yerlerinden biri olan ve “Deliktaş” dendiğinde insanın aklına;orman,soğuksu,temiz hava ve yemyeşil bir görünüm gelmektedir.Hele Mantar zamanı, yanığın burnundan yukarı çıkıp ormanın bittiği yerlerdeki tarlaların içinden geze,geze toprağın üstünden-altından topladığın mantarınan Deliktaş’a varıp,ateşi yakıp o mantarları tuzlayıp ateşin üstünde pişirip önce suyunu içip, sonra da yufkanın içine koyarak dürüm yapıp yiye,yiye su içmek için suyun çıktığı kayanın altına varıp oturarak buz gibi suyu avuç,avuç içmeye bir taraftan da derinliklerden gelen suyun sesini dinlemeye ne dersiniz?
Fuzuli Ayazgün